“O SADECE HEKİM DEĞİLDİ”

Aidin Salih talabeleri ile, onun sağ tarafında Hatice Misge.

Aidin Salih talabeleri ile, onun sağ tarafında Hatice Misge.

Ablam, dostum, dava arkadaşım ve hocam

İnsanlar genellikle onu hekimliğinden dolayı tanır, ben insanlığından, karakterinden, İslam’ın özünü yansıtan  asil, zarif duruşundan bahsetmek istiyorum. Gittiği her yerde farklı olduğu hemen anlaşılırdı, mutlaka onu fark ederdiniz. Kötü giyinen, başörtüsünü özensiz örten arkadaşlarımızı uyarırdı. İyi giyinmek çok giysi sahibi olmaya bağlı değil. Çok az giysiyle her zaman şık, zarif ve asildi. Onu tanıdığım günden vefatına kadar aynı çantayı kullandı. Sevdiği kaliteli bir kaç giysisi dışında giysisi yoktu.

Teferruatla uğraşmamayı, hakikatin detaylarla uğraşanlardan kendini gizlediğini, asıl önemli olanın gözden kaçtığını, bütünlüğün bozulduğunu anlatırdı.  Bir Müslümanın dünyaya, insana, eşyaya, hayata, zamana nasıl bakması gerektiğini yaşayarak gösterdi. Bunlar elbette pek çok eski eserde yazılı, ancak bugünün karmaşık dünyasında hayatına geçireni görmek çok zor.

Pek çok insanın yolu onunla kesişti ancak bir kısmı sağlığını kazandı gitti, bir kısmı meslek sahibi oldu kayboldu, onun davasını sahiplenenler hala onun misyonunu sürdürüyor, ondan öğrendiklerini insanlara anlatıyor.

Birlikte pek çok şehre, hatta ufak kasabalara kadar gittik. Gidemediğimiz yerlere kitabı ulaştı. 7 yıldır hiçbir reklamı yapılmadığı halde alanında en çok satan kitap oldu. Okuyanların hayatı değişti. Şu anda Türkiye’nin her yerinden, hatta dünyanın pek çok yerinden insanların ona dua ettiğini biliyoruz. Saatlerce yolculuk yapardık, bazen hiç susmadan konuşurduk, bazen hiç konuşmadığımız olurdu. Ama ikimiz de bilirdik ki aynı şeyleri düşünüyoruz. Zaten sık sık “Ben bir şey düşünüyorum, Hatice yapıyor” derdi.

Yakından tanımayan bazıları onu biraz celalli bulurdu. Ancak onun celali nefsine ve nesline zulmedenlere idi. Onu konuşturan merhameti olduğu için de sözlerine tepki gösterenlere çok şaşırırdı. Nefsinizi çırılçıplak ortada bırakıverirdi. O güne kadar yüzleşemediği nefsini karşısında bulmak çoğu insana ağır gelirdi. Ancak gerçekten Allah’ın rızasını arayan, bunun için nefsi ayak altına almak gerektiğini bilenler onun bu tavrından faydalanır kazançlı çıkardı.

Zihni o kadar açık, hafızası o kadar güçlüydü ki söyledikleri karşısında ben bunu nasıl düşünememişim derdiniz.. Çözemediğim bazı çelişkiler onu tanıdıktan sonra o kadar açık hale geldi ki. Örneğin Allah kimseye kaldırabileceğinden fazlasını vermediğini bildirdiği halde bir Müslüman nasıl depresyon yaşayabilir. Kitabını okuyanlar sebebi anlayabilir.

Sağlıklı olmak ne kadar kolay, hasta olmak ne kadar zor. Hasta olmak için bu kadar gayret sarf eden insanlar bu gayretlerinin ufacık bir kısmıyla sağlıklı olabilirler. Nitekim yıllarca ilaç kullanan kronik hastalar bunu anladıktan sonra, onun sağlam temeller üzerine kurduğu sistemle kısa zamanda sağlığına kavuşabildi, hala aynı sistemi uygulayanlar aynı sonucu elde ediyor.

Konferans veya sohbetlerinden tutulmuş notlar vardı ve bunların fotokopileri elden ele geziyordu. Tabii çok hatalar vardı fakat okuduğum anda burada büyük bir ilim olduğunu anladım. Aidin Hanım o dönemde sürekli Türkiye’de kalamıyordu. Gelişini beklemeye başladım, ilk olarak hastası oldum. İyileşmeye başladıktan sonra hemen her hafta farklı farklı gruplarla seminerler düzenledim. İstiyordum ki bu hazineden herkesin haberi olsun ve zannediyordum ki işiten herkes kıymetini anlayacak. Bu sırada birbirimizi daha yakından tanıdık. 10 yıldır kitabı üzerinde çalıştığını öğrenince  yardım etmek istedim. Çünkü insanın ana dili olmayan bir dilde yazması çok zor. O da bu zorluk yüzünden bir türlü ilerleyemiyordu. Yıllar sonra “Bu kitabı nasıl Türkçe yazmaya çalıştım, hep kendime şaşırıyordum, demek ki seni yetiştirmem gerekiyormuş” demişti.

Burada benim editörlük tecrübem çok işe yaradı. Sabahın erken saatlerinden akşam geç saatlere kadar yalnız namaz için kalkarak aylarca birlikte çalıştık. Benim çalışma tempoma şaşırıyor, saatlerce çalışmaktan sıkılacağımı sanıyordu. Bense her öğrendiğim şeye şaşırıyor, çözemediğim sorularımın cevabını buluyordum. Bu süreç benim için çok kıymetli bir okul oldu.  Tabii bu arada haftada 1-2 gün hastalarla görüşüyordu. Tavsiyelerini not ederek hastalara veriyor, uygulama esnasındaki sorularını biriktirip ona sorarak hastalara iletiyordum.Kitap basıldıktan sonra, vaktimiz genişleyince sağlığına kavuşan bu hastalardan istikrarlı, yaptıklarının kıymetini bilen bir grupla ders yapmayı teklif ettim. Bu fikre çok memnun oldu ve biz efsanevi “Aidin Salih Dersleri”ne başlamış olduk. İlk grupla dersimiz en uzunu ve en güzeliydi. Bu derste yetişenlerle hala birlikteyiz. Sonraki derslerde talep çok olunca Gerçek Tıp kitabını okumuş olmak ve en az 3 defa 3 günlük açlık yapmak kuralını koydu.

Gerçek Tıp kitabı kısa zamanda çok satan bir kitap haline geldi. Her yeni baskıda yeni gelişmeleri de yorumlama ihtiyacı duyuyordu ve biz yeniden aylar süren çalışmamıza başlıyorduk. Daha pratik, daha anlaşılır olsun diye baştan sona, kitabı adeta yeniden yazıyorduk. Onun için ilk baskıyla son baskı arasında büyük fark vardır.

Yukarıda tarif edildiği gibi Aidin Salih genellikle hekimlik yönüyle tanınır. Hekimliği elbette tartışılmaz ancak en az hekimliği kadar önemli sıfatları hikmet, ilim, asalet, zarafet, vakar, tevazu, merhamet, cömertlik, doğruluk, doğallık ve sadeliğidir.

Bütün dünyada şifa aradıktan sonra onun tavsiyeleriyle şifa bulanlar karşısında onun tevazuunu, hakikati ne kadar özümsediğini, hakiki mü’min tavrı görürsünüz: “Şifa Allah’tandır, O diledi, beni vesile kıldı.”

Bazı şeyleri Türkiye’de hatta dünyada ilk o dile getirdi. Örneğin Nisa suresi 119-120’nci ayetlerin genetiği değiştirmeye işaret ettiği; titanyum dioksit, aspartam, yapay aromalar, lazer, bazı ses dalgaları, nanoteknoloji ve biyoteknoloji ürünlerinin genetik değişimlere ve kısırlığa sebep olduğu gibi. İlk duyulduğunda çok marjinal gelse de söylediği her yeni şeyin gerçek olduğuna şahit olduk.

Günümüzde ayetler nasıl anlaşılır, peygamber sünnetleri nasıl yaşanır, büyük zatların sırlı sözlerinin anlamı nedir onun mütevazı yaşantısında görebilirdiniz.

Titizlik gibi herkesin yücelttiği bazı yerleşmiş kabulleri mümin ferasetiyle yerle bir ederdi ve ben bunu nasıl düşünemedim derdiniz. Abdülkadir Geylani “Titizlik edepsizliktir” derken ne demek istedi onu tanımasaydım anlayamazdım. O bu konuya çok önem verdiği için burada açmak istiyorum: “Temizliğin kurallarını ve sınırlarını da Allah belirlemiştir ve bu sınırları yeterli bulmayan, deterjansız temizlik olmayacağına inanan haddi aşmıştır.” Ayrıca deterjan kullananlar çocuklarının ve yeni doğacak bebeklerinin kısır olmasına sebep olurlar. Onu sevenlerin ilmihallerde temizlik bölümünü okumasını rica ediyorum. Ömrü vefa etseydi bu konuda yeni bir kitap üzerine çalışacaktık.

Onu gerçekten anlayanlar modern hayatın dayattığı her şeyin bir esaret olduğunu ve kurtulma yollarını öğrendiler. “İlaç kullanmak ve aşı yaptırmak bir esarettir. Market veya mağazalarda satılanlara mecbur olmak bir esarettir, moda bir esarettir… Kendi ihtiyaçlarımızı, tercihlerimizi belirlemeli, talep etmeli ve üretmeliyiz.”

Dersleri ve konferansları o kadar sarsıcı olurdu ki çıt çıkmazdı. Hem anlattıklarını ilk defa duyduğunuz için, hem de üzerindeki alim heybetinden dolayı 3-4 saat hiç kıpırdamadan dinleyebilirdiniz. Ana dili Türkçe olmamasına rağmen hitabeti, anlatımı o kadar güzeldi ki konuşurken kelimelere ayrı bir mana katardı.

Hastalığın aslında ne olduğunu, şifanın dünyayı ve ahireti içine alan bir kavram olduğunu onunla öğrendik.

O vazifesini yaptı, tavsiye ettiği gibi yaşadı, kitabında anlattığı gibi son nefesini verdi. Allah biz talebelerine onun misyonunu birlik içinde sürdürebilmeyi nasip etsin.

Hatice Misge

Kaynak:: 1 — sadesifa.com
                   2 — sadesifa.com

Добавить комментарий

Ваш e-mail не будет опубликован. Обязательные поля помечены *